Panik atak anında olan çarpıntı (bilimsellik içermeden, benim yaşadıklarımdan yola çıkarsam) başka nedenlerden dolayı oluşan çarpıntılardan daha farklıdır diye bilirim. Atak esnasında olan çarpıntı, ne göbeğinin üzerinde hissettiğin kuş kanat çırpıyor hissine ne de gece yatarken kendini dinlediğinde kalp atış ritminin coşmasına benzer.
Panik atak anında olan çarpıntı da hissedilen, kalbin, göğüs kafesinde, olması gereken yerinde değil de bedenin dışında boşlukta gümbürdemesidir. Güm...güm...güm... Saymakla hızına yetişemezsin. Ellerin ayakların buz gibi soluman kesik kesiktir. Kalkıp yürüyecek mecalin yoktur. Kalp krizi mi geçiriyorum kaygında artmıştır.
Oysa ki ilk değil kaçıncı geçirişin dostum.
Heyy! Kendine gel kontrolünü kaybetme. Nedir bu endişe halin?
Derin derin nefes al, soğuk suyla elini yüzünü yıka, aynaya bak kaygıdan pörtlemiş gözlerini adete kaskatı kesilmiş, taşlaşmış, heykelleşmiş yüzünün halini gör de gülümse kendine. 😊 Pencereyi aç yada balkona çık açık havayla buluş. Bazen gazetelerde okurum balkona çıkan kişi düştü diye. Hemen aklıma gelir acaba panik atak geçirdi de mi çıktı dengesini kaybedip düştü diye. Neden olmasın? O telaş ve ruh haliyle mazallah...
Panik atak geçiren kişiyi karşıdan bile fark ederim.
Örneğin kafe de, restoran da bulunduğum esnada herhangi bir masada bir şahsın hareketlerinden o an küçük bir panik atak geçirdiğini anlarım.
Nasıl mı ? Sararan beniz, terleyen huzursuz bir surat, nefes alışverişteki sıklaşma, yada yerinde duramama, kaygıyla açılmış gözlerle etrafı seyretme, masadaki sohbete odaklanamama veee kaçış... Kalkıp bir süreliğine ortamdan uzaklaşma. Beden dillerinden karşıdan bile gözlemleyebiliyorum. Çünkü ben binlerce kez bu durumu yaşadım.
Panik atakla aramda büyük bir yarış olduğuna inanıyorum artık.
Kontrol bir ben de oluyor bir panik atakta, hayatım bu ikisi arasında geçip gidiyor işte...
Koşarak kaçacak halimde kalmadı. Yaşattıklarını dinlemek size sanal gibi gelse de ama gelin görün ki etkileri gerçektir.
Önceliğim artık keyifli olmak değil huzurlu olmak...
Nasıl ki zehir in şifası bal ile incirdir, panik atağın şifası da eylemdir, eylenmektir, yürümektir, müzik dinlemektir, enstrüman çalmaktır, şiir okumaktır. Yaşanılanlara takılıp kalmamaktır, hep bir şeylere tutunmayı öğrenmektir. Bu makalemi de her şiirinde ayrı bir tat ayrı bir incelik olan Ahmet Erhan'ın şiiriyle noktalıyorum.
Bu kez biraz uzun sürdü bu keder
içime ağır bir taş gibi takılıp kaldı acı,
takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde
sevincinse tüyden ayakları vardı.
Ve sorularım ne çoktu benim...
ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı
inanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna
gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı...
bu kez biraz uzun sürdü bu keder
kollarımı iki yana açıp dans etmek istiyorum
mutlu olmak istiyorum eyy kuşlar, eyy çiçekler... AHMET ERHAN
selam yurtdisindan yaziyorum sitenizi tesadufen buldum makaleleriniz basarili devami varmı tskler kolayliklar dilerim
YanıtlaSilBeğeniniz için teşekkür ederim. Polatmunevver. blogspot. Com dan diğer makalelerime erişebilirsiniz
SilMakaleden ayrı şiirden ayrı bir tat aldım. Bir arkadsş önerisiyle blogunuzla tanıştım. Çarpıntıdan müzdarip bir okurum. Başarılarınızın devamını dilerim
YanıtlaSil